Hobilerim
Kalemlere olan ilgim lise yıllarında başladı. O dönem kullandığım versatil Rotring Tikky kalemimi çok severdim. Genellikle 0.7 2B uç tercih ederdim. Uçta tercihim ise, Tombo markasıydı. Lise son sınıfa geldiğimde, Atlas marka versatil kalemlere merak salmış ve 0.9 uçlu sarı renk bir Atlas kalem edinmiştim. Kalemin içine koyduğum Tombo marka uçlar, kalemin kendisinden daha değerliydi ama yazarken bu kalemden aldığım keyfi Rotring’den almadığımı itiraf etmeliyim. Uzun bir süre kullandım bu kalemi, hatta ÖSS’ye de onunla girmiş ve üniversite yıllarında da ders notlarımı bir süre onunla tutmuştum. Kaybettiğime en fazla üzüldüğüm kalemimdir.
Çalışmaya başladıktan sonra bilgisayarın yoğun bir şekilde hayatıma girmesiyle birlikte daha az kalem kullanır oldum. Ama yine de farklı markaların değişik türde kalemlerini alıp denemeyi seviyordum. Lakin o tarihlerde bu ilgim, koleksiyon oluşturma düşüncesine evrilmedi. Dolma kalem ile tanışmam ise, oldukça geç bir tarihte oldu. Dolma kalemi biliyordum ama hiç kullanmamıştım. İlkokulda güzel yazı dersimiz vardı ve bu derste el yazısı ile yazmayı öğrenirdik. 1990’lı yıllarda bu dersi almış birisi olarak bizim güzel yazı dersindeki kalemlerimiz pilot kalemlerdi. Bizden önceki nesiller bu derste, dolma kalem kullanırmış ama zaman içerisinde pilot kalemler tercih edilir olmuş. Ailemde de yazıya ve kaleme dair bir ilgi olmadığından dolma kalem uzun süre ilgi dünyamın dışında kalmıştı.
Dolma kaleme olan ilgim, Fatih Altaylı’nın bir yazısı ile başladı. Bu yazıyla birlikte başlayan ilgim, dolma kalem üzerine okumalarım, araştırmalarım ve dolma kalem severlerle yaptığım sohbetler ile devam etti. Okudukça, araştırdıkça ve öğrendikçe aslında dolma kalemin sadece bir yazı aracı olmadığını keşfettim. Her bir dolma kalem markasının ortaya çıkış hikâyesi, markalar arası rekabet, dolma kalem teknolojisindeki yenilikler ve bunların etkileri gibi ilgi çekici hikâyelerin yanı sıra tarihi öneme sahip şahsiyetlerin, edebiyatçıların dolma kalem ile kurdukları ilişkiler dolma kalemi, insanın yazıyla kurduğu iletişimde farklı bir yere koyuyordu.
Derken, 2019 yılının ikinci yarısında amatör bir heyecanla dolma kalem işine girdim. Bu ilgimi merakla dinleyen ve beni teşvik eden eşim Elem’in dolma kalem koleksiyonuna doğru evrilen hikâyemde emeği ve katkısı çok büyüktür. Sanırım onun desteği olmasaydı, böylesine keyif aldığım bir hobiden mahrum kalmış olurdum.
Birçok koleksiyon yolculuğunda olduğu gibi ilk aşama genellikle biriktirme üzerine kuruludur. Eline ne geçerse alırsın. Açıkçası ilk iki üç sene ben de böyle hareket ettim. Türk markası olmasından ötürü, Scrikss markasına ayrı bir ilgim oluştu ve farklı model ve renklerde ne kadar Scrikss dolma kalem varsa almaya çalıştım. Sonra adım adım dolma kalem piyasasının önemli markalarının başlangıç kalemleri olarak nitelendirilen kalemlerini edinmeye başladım. Lamy Safari, Lamy Al-Star, Parker 45, Pelikan M200 bu süreçte edinip denediğim kalemler oldu. Bunların bir kısmını, ikinci el olarak internetten almıştım. Bu alışverişler sayesinde hem birçok dolma kalem severle tanıştım hem de dolma kalem ve koleksiyonerlik hakkında çokça bilgi edindim.
Dolma kalem üzerine bilgim arttıkça koleksiyonum üzerine daha fazla düşünmeye başladım ve bununla birlikte, biriktiricilik yerini seçiciliğe bırakmaya başladı. Seçicilikle birlikte el ele giden bir diğer süreç ise, koleksiyonuma ilişkin kuralların yavaş yavaş kafamda netleşmesi oldu. Pelikan markası, dolma kalem dünyasının önde gelen bir markası olmasının yanı sıra tasarım çizgisi olarak çok beğendiğim markaların başında yer alıyordu. Yine modellerini tasnif için kullandığı sistem, diğer markalara kıyasla bana daha sade ve anlaşılır geliyordu. Diğer yandan, markanın birçok kalemi mali olarak erişebileceğim seviyelerdeydi. Tüm bunlar, koleksiyonumun odağına Pelikan markasını yerleştirmeme vesile oldu. İlk başlarda, M200 ve M400 serisi üzerinden ilerlerken, zaman içerisinde M200’den vazgeçip M400 ve M600 serileriyle devam etmeye karar verdim. Geldiğim aşamada, koleksiyonumun omurgasını M400 ve M600 serisi dolma kalemler oluşturuyor. Bu kalemlerin eski ve yeni üretimleri ile bu kalemlere kaynaklık teşkil eden 400 serisi gibi eski dönem kalemlerle koleksiyonumu bütçem elverdikçe zenginleştirmeye çabalıyorum.
Tabi, Pelikan markası dışında da farklı dolma kalem markaları ve bu markaların dolma kalem tarihi içinde anlam taşıyan modelleri de zaman içerisinde ilgimi çekmeye başladı. Markaları ve bu markaların dünya ölçeğinde etki yaratmış kalemlerini tanıdıkça koleksiyonum içerisinde bu tip kalemler için ayrı bir tema oluşturmaya karar verdim. Bu kararım doğrultusunda, Pelikan markası dışında diğer dolma kalem markaları tarafından üretilmiş ancak dolma kalem dünyasında büyük etki yaratmış ve bundan ötürü ikonikleşmiş kalemleri de koleksiyonuma dâhil etmeye başladım. Lamy 2000, Parker 51, Montblanc 146 bunların başında geliyor.
Son olarak, günümüzde birçok marka tarafından giderek artan sayıda lüks tüketime yönelik kalemler üretilmesini dolma kalemi yazı aracı olmaktan uzaklaştıran bir eğilim olarak değerlendiriyorum. Bazı önemli günler, tarihi şahsiyetler için sınırlı sayıda özel kalemler üretilmesini önemsiyorum ama bu kalemlerin, gerek tasarımı gerekse de üretiminde kullanılan değerli malzemeler bu kalemleri bir yazı aracı olmanın ötesinde bir tür kuyum ürününe dönüştürmekte. Hâlbuki bir dolma kalem her şeyden önce bir yazı aracıdır ve gerçek anlamını yazı için kullanıldığında bulur. Kuyum ürünü niteliği taşıyan kalemler ise, yazı yazmaktan ziyade sergilenmek için üretildiği hissi uyandırıyor bende. Dolayısıyla, bazılarına bütçem elverse dahi bu tip kalemlerden uzak duruyorum.
Bir dolma kalem sever ve mütevazı bir koleksiyoneri olarak benim hikâyem böyle başladı ve keyifli bir şekilde devam ediyor. Dolma kalem hakkında yazmayı düşündüğüm yazılarımı zaman zaman burada paylaşma niyetindeyim.