Mesleki Çalışmalarım

Bölgesel Kalkınma Çalışmaları

Bilgiden Uygulamaya

İzmir’de Yeşil Dönüşüm ve Mavi Fırsatlar Perspektifi çalışmamız, İzmir ölçeğinde sektör, mekân ve teknoloji bazında neler yapılması gerektiğine ilişkin net bir çerçeve ortaya koymuştu. Perspektif çalışması devam ederken Ajans olarak nasıl bir mali destek programı uygulamamız gerektiği konusuna da ayrıca kafa yormuştuk. Bu süreçte, kalkınma ajanslarının mali desteklerini düzenleyen yönetmelikte bir değişiklik yapılarak Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’nın onayıyla, ajansların yönetmelikte tanımlı mali destek programları dışında kendi tasarladıkları mali destek programlarını uygulayabilmelerinin önü açıldı. Açıkçası bizim açımızdan tam da istediğimiz bir gelişmeydi. Çünkü ekip arkadaşlarımızla yaptığımız tüm görüşmelerde, klasik bir mali destek programı yerine yenilikçi bir mali destek programı uygulanması yönündeki görüş ağırlık kazanıyordu. İşte, tüm bunların neticesinde, kalkınma ajansları ekosisteminde ilk olma özelliğine sahip yenilikçi mali destek programı olarak “Yeşil ve Mavi Dönüşüm Destek Programı (YMDP)” ortaya çıktı.

YMDP gibi bir diğer önemli uygulamamız, İzmir Endüstriyel Simbiyoz Programı adını taşıyor. İngiltere Refah Fonu’ndan alınan mütevazı bir bütçe desteği ile başlayan süreç, geldiğimiz aşama itibarıyla sadece İzmir’de değil, tüm Türkiye ölçeğinde uygulanabilecek bir endüstriyel simbiyoz sistemi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.

İzmir Endüstriyel Simbiyoz Programı, İngiliz Refah Fonu’ndan alınan teknik desteğin Ajansımız bünyesinde oluşturduğu kapasite üzerine inşa edilmiştir. Bu teknik destek programı sayesinde, İngiltere’deki endüstriyel simbiyoz uygulamalarını öğrenme ve bu uygulamaları geliştiren uzman kişilerle birebir tanışma fırsatımız oldu. Buradan edindiğimiz bilgiler, İzmir’de Yeşil Dönüşüm ve Mavi Fırsatlar Perspektifini hazırlarken öğrendiklerimizle birleşince, İzmir bölgesi için uygulanabilir bir endüstriyel simbiyoz programını hayata geçirmeye karar verdik.

Tamamıyla Ajansımız yeşil büyüme ekibi tarafından tasarlanan İzmir Endüstriyel Simbiyoz Programı, esas itibarıyla bir kapasite geliştirme programıdır. Bu kapsamda program, bölgemizde endüstriyel simbiyoz konusunda farkındalık oluşturmaktan, insan kaynağı yetiştirilmesine; simbiyoz işbirliklerine özel yazılım programı geliştirilmesinden, mali ve teknik desteklere kadar uzanan birçok alt bileşene sahiptir.

Programın en büyük çıktısı ise, “Ecocycle” adını verdiğimiz endüstriyel simbiyoz yazılım programıdır. 2026 yılı itibariyle sanayicilerimizin kullanımına açılan yazılım programı aracılığıyla elindeki atıktan kurtulmak isteyen firmalar ile bu atığı hammadde olarak değerlendirme potansiyeline sahip firmalar bir araya gelebilecek ve aralarında atık alışverişi yapabileceklerdir. Tamamen yerli imkânlarla geliştirilen ve tüm hakları Ajansımıza ait olan bu yazılım sayesinde yeşil dönüşüm açısından kritik öneme sahip olan karbon emisyonunun azaltılması bağlamında giderek artan oranda ihtiyaç duyulan ikincil hammaddeye erişim çok daha kolay hale gelecektir. İzmir bölgesinde pilot olarak uygulamayı düşündüğümüz bu yazılımın zaman içerisinde ülke geneline yaygınlaşmasını ve böylece Türkiye’ye özgü bir endüstriyel simbiyoz sisteminin ortaya çıkışına hizmet etmesini öngörüyoruz.

Ecocycle hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınız.

Mevcut destek araçlarımız, başvuru sahiplerini bürokratik prosedürlere boğan, oldukça katı kuralları olan bir yapıya sahipti. Özellikle son dönemde, bu durumdan kaynaklı olarak birçok kurumun başvurudan imtina ettiğini gözlemlemeye başlamıştık. Yeşil dönüşüm gibi oldukça kritik ve henüz yeterince farkındalık oluşmamış bir konuda, hedef kitleyi başvuru için teşvik edecek, esnek ve kolay bir başvuru sistemi tasarlamalıydık.

Tasarım düşüncesinin odağını, dilekçe fikri oluşturdu. Nasıl ki bir vatandaş ya da firma herhangi bir talebi için kendi hazırladığı dilekçe ile kurumlara başvuru yapabiliyorsa, bize de bu basitlikte başvuru yapabilmeliydi. Bunu temin etmek amacıyla başvuru sahibinin çözüm üretmek istediği sorununu anlatmasını hedefleyen iki sayfalık basit bir form oluşturduk.

Altı ay boyunca her ay başvuruya açık olan program, iki aşamalı bir değerlendirme sistemine sahipti. Programın özgün yönlerinden biri, değerlendirmelerin ajans uzmanları eliyle yapılıyor olmasıydı. Mevzuatın öngördüğü destek mekanizmalarında değerlendirmeler, “bağımsız değerlendirici” olarak adlandırılan konunun uzmanları tarafından yapılıyor ve ajans uzmanları hiçbir şekilde süreçte yer almıyordu. Objektiflik açısından iyi sonuçlar vereceği düşüncesiyle uygulanan bu sistem, pratikte beklenen sonucu maalesef vermiyordu. Biz ekip olarak programı tasarlayanların aynı zamanda değerlendirme sürecinde de yer alması gerektiğini düşünüyorduk.

Değerlendirme sürecinin bir diğer özgün yönü, değerlendirmelerin masa başıyla sınırlı olmaması, her bir başvuru özelinde yüz yüze görüşmeler yapılarak, hatta başvuru sahiplerine yerinde ziyaretler gerçekleştirilerek değerlendirmeye saha boyutunun katılmasıydı. Bu sayede, başvuru formunda çeşitli sebeplerden ötürü kendini iyi ifade edememiş ancak çok iyi proje fikrine sahip kurumlara da ulaşmak mümkün hale gelmişti. Ayrıca, görüşmeler ve yerinde ziyaretlerle başvuru sahibinin kurumsal ve teknik kapasitesini gözlemlemek de sağlıklı bir değerlendirme için ayrıca önemliydi.

Değerlendirme aşaması tamamlandıktan sonra başarılı olan projeler için “rehberlik ve geliştirme” aşamasına geçiyorduk. Bugüne kadar mevcut destek programlarının hiçbirinde buna benzer bir aşama yer almamıştı. Bunu da Ajansımızın tecrübesinden hareketle geliştirmiştik. Kalkınma ajansları dâhil ülkemizdeki mevcut fon mekanizmalarına yapılan başvuruların tamamında, başvuru sahibinden hem sorun tanımı yapması hem de çözüm önerisi sunması beklenir. Ancak, çoğu kurum bunu kendi yapamayacağı için genellikle bir yönetim danışmanından destek alır. Yönetim danışmanları tarafından hazırlanan projeler de çoğunlukla kurumun gerçek sorunlarını yansıtmaktan uzaktır ya da yapılan başvuru kurum gerçekleriyle örtüşmeyen bir içeriğe sahiptir. Bu ise, destek almaya hak kazansa dahi başvuru sahibinde istenen etkiyi yaratan, onda bir dönüşüme vesile olan dolayısıyla gerçek manada başarılı bir proje uygulamasına imkân vermez.

İşte, Ajans olarak bu tecrübeden hareketle geliştirdiğimiz “rehberlik ve geliştirme” aşamasında, başvuru sahibinin sorun/larına, onunla birlikte, onun gerçekliğine uygun çözümler üretmeyi hedefledik. Gerekirse, bu aşamada fizibilite desteği gibi teknik içerikli destekler sunmayı programın araçları arasına ekledik. Rehberlik ve geliştirme aşaması sonuna gelindiğinde, başvuru sahibinin sorununa üretilen çözümleri ve bu çözümlerin nasıl destekleneceğini içeren bir kurumsal reçete ortaya çıkıyor ve mali destek mekanizması da bu reçete temelinde işliyordu.

YMDP kapsamında birbirinden farklı 9 farklı proje destekledik ve tamamı da başarılı bir şekilde hedeflerine ulaştı. Bunlar arasında mermer atıklarından mermer ikamesi yeni bir malzemenin geliştirilip ticarileştirilmesi, kara asker sineğinden kozmetik sanayi için hammadde üretilip ticarileştirilmesi gibi ses getiren projelerimiz oldu.

YMDP programı hakkında daha detaylı bilgi için tıklayınız.

Son Söz

İzmir Kalkınma Ajansı’nda ekip arkadaşlarımla birlikte büyük bir dönüşüme imza attığımıza inanıyorum. Belirlediğimiz yeni rota, bu rota doğrultusunda inşa ettiğimiz bilgi altyapısı ve bu altyapıdan beslenerek hayata geçirdiğimiz uygulamalar aracılığıyla bir kalkınma ajansının nasıl çalışması gerektiğinin başarılı bir örneğini ortaya koyduk. İzmir’deki paydaşlarımız başta olmak üzere ulusal ve uluslararası düzeyde ilgili kişi, kurum ve kuruluşlardan aldığımız birçok olumlu geri bildirim, bu başarımızı teyit ediyor. Geldiğimiz aşama itibarıyla İzmir Kalkınma Ajansı, ürettiği bilgiye dayanarak bölgesindeki paydaşlara rehberlik eden, onlara ufuk katan bir kurum olarak kabul görüyor ve bu kabul sayesinde her geçen gün etki alanını genişletiyor.